|
YUNUS EMRE
Gönüller sultanı, sevgi ve hoşgörü aşığı Yunus Emre, XIII. y.y'da
yaşamış bir Türkmen dervişidir. Anadolu'da birliğin bozulduğu, Moğol
ordularının yakıp yıktığı, insanların umutsuzluğa kapıldığı bir
dönemde, şiirleriyle bir sevgi seli oluşturmuş, insanlara manevi
huzuru, sevgi ve hoşgörü gibi İslam'ın özündeki değerleri
anlatmıştır.
XIII. ve XIV.y.y'lar Anadolu'nun büyük siyasal çalkantılar geçirdiği
dönemlerdir. Bu dönemde Ahmet YESEVİ ile başlayan Türk Tasavvuf
hareketi, aynı dönemde ve aynı bölgede yaşayan Mevlana ve Yunus Emre
ile doruk noktasına ulaşmıştır.
YUNUS EMRE KARAMAN'LIDIR
Yunus 1240 (veya 1241) yılında Karama doğmuş 1320 (veya 1321)
yılında yine Karaman'da vefat etmiştir. Mezarı Yunus Emre (diğer adı
Kirişçi Baba) caminin içindedir. Cami Yunus'un ölümünden 29 yıl
sonra Kirişçi Baba tarafından yaptırılmıştır. Türbe camiden ayrı
iken, sonradan aradaki kısmın üzeri kapatılmış ve türbe, cami ile
birleştirilmiştir.
Yunus, yaşadığı
tarihten itibaren Anadolu insanının gönlünde taht kurmuş, bir Allah
dostudur. insanları sevmiş, hoşgörülü olmayı, kusurları bağışlayıcı
olmayı öğütlemiştir. Bu özelikleri nedeniyle Anadolu insanı Yunus
Emre'yi sahiplenmiş, O'nun mezarının kendi topraklarında bulunmasını
arzulamıştır. Anadolu'nun 15 ayrı yerinde mezarının oluşu ve
ilahilerinin dillerden düşmeyişi bu sevginin en açık ifadesidir.
Yunus Emre'nin
yaşadığı yer, her zaman tartışma konusu olmuştur ve tartışmalar
bugün de devam etmektedir. Yunus'a ait olduğu iddia edilen 15 ayrı
mezar; 1- Bursa - Emir Sultan yolu üzerinde, 2- Erzurum-Tuzcu
köyünde, 3-Sandıklı-Çayköyde, 4-Afyonkarahisar-Düğerde, 5-Ünye'de,
6-Aksaray'da, 7-Sivasta, 8-Keçiborlu'da, 9-Uluborlu'da,
10-Kırşehir'de, 11-Tire'de, 12-Bolu'da, 13-Kula'da, 14-Eskişehir-Mihalıcçık-Sarıköy'de,
15- Karaman'da bulunmaktadır. Bunlar arasında bilim adamlarınca
tartışma, Karaman ve Eskişehir'deki türbeler üzerine yoğunlaşmıştır.
Diğer yerlerde bulunan mezarların belgesel hiçbir dayanağı
bulunmamaktadır.
Konu
irdelendikçe, Yunus'un Karamanlı olduğu ve Karaman'da bulunan
türbenin O'na ait olduğu, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde
ortaya çıkmaktadır. Tartışmalar ve dayanak belgeleri çok kapsamlı
olduğundan, burada tartışmaların özeti ele alınmıştır

Yunus'a ilk sahip çıkan il Eskişehir olmuştur. Mihalıççık ilçesine
bağlı Sarıköy'de demiryolu kenarında bulunan, son derece fakir, sade
bir toprak ve taş yığını olan bir mezarın Yunus Emre'ye ait olduğu
iddia edilir. 1946 yılında Yunus Emre'yi Sevenler Demeği'nin
girişimiyle mezar açtırılır Mezarda bulunan 15 iskeletin içinden
çıkan en koca kafalı iskelet "Bu bir Türkmen kafasıdır" denilerek;
Yunus'un iskeleti olduğu iddiasıyla başka yere nakledilir ve bir
anıt mezar yaptırılır. Eskişehir'in bir başka dayanağı Bektaşi
Velayetnameleridir. Birçoğu mekan ve zaman kaydından uzak, daha çok
efsanelere dayalı bu kayıtlar, bugün bilimsel birer belge olarak
kabul edilmemektedir Eskişehir'in üçüncü dayanağı. Kanuni Sultan
Süleyman devrine ait ve Ankara Kuyudatı Kadime Arşivinde bulunan
(No: 580, Sayfa: 191) bir vakıf kaydıdır. Bu belgede "Yunus Emir
Bey" adlı bir zatın, Sarıköy'deki çiftliğini, yine o köyde bulunan
zaviyeye vakfettiği belirtilmektedir. Yunus Emir Bey denilen kişinin
de Yunus Emre olduğu iddia edilmekledir.
Bu üç
dayanakta bilimsel ölçülere uymamaktadır.
1- Sarıköy'de sade, üzeri toprakla örtülü bir yer
Yunus'un mezarı olamaz, sadece Anadolu insanının değil, bütün
insanlığın gönlünde taht kuran bir büyük insanı, bir şeyhi, Anadolu
insanı sahipsiz mezarlarda yatırmaz. Anadolu'nun en ücra köselerinde
dahi, bilginlere, şeyhlere, halkın sevgilisi olmuş kişilere
yaptırılan mezarlar, bu iddianın sayısız kanıtlarıdır.
2- Açılan bir mezarda çok sayıda iskelet çıkıyorsa, bu
mezardakiler, ancak toplu olarak öldürülmüş, katledilmiş kimseler
olabilirler.
3- Açılan sade bir mezardan çıkan iskeletlere bakıp; en
koca kafalısını seçmek, "Bu kafa Türkmen kafasıdır" diyerek, bunun
Yunus Emre'ye ait olduğunu iddia etmek, bilimsellikle uzaktan
yakından ilgili değildir.
4- Kanuni devrine ait belgelerde yer alan kişi "Yunus Emir
Bey" adında biridir. Yunus Emre'yle aynı kişi olduğunu kanıtlayan,
en ufak bir dayanak bulunmamaktadır.
5- O dönemde Eskişehir'in bağlı olduğu Ankara Salnamelerinde
ne Yunus'a, ne türbesi ve tekkesine ait, en ufak bir kayıt
bulunmamaktadır. Oysa, aynı dönemdeki Konya Salnamelerinde,
Karaman'lı Yunus Emre'den defalarca bahsedilmektedir.
Yunus
Emre'yle ilgili bütün kaynak ve belgelerde, atalarının Horasan'dan
gelerek Karaman eyaleti topraklarına yerleştiği ve Yunus'un
Karaman'da yaşadığı açıkça belirtilmektedir.
Yavuz Sultan Selim
döneminin 871 nolu Konya il yazıcı defterindeki belge Başbakanlık
Arşivindedir. Bu belgenin 235. sayfasında Yunus'un bağlı bulunduğu
aile reisi İsmail Hacı'nın, cemaati ile birlikte Horasan'dan
Larende'ye (Karaman) gelerek; burada yerleşip yurt edindiği
yazılıdır. Bu belgede adı geçen Hacı İsmail Köyü, Yunus Emrenin
dedesi olan Hacı İsmail tarafından kurulmuş; Karaman'a 29 Km.
uzaklıktadır. Yine bu belgede Yunus Emre'nin, Karamanoğlu İbrahim
Bey'den YERCE adındaki yeri satın aldığı ve ölünce mülkününün
çocuklarına miras kaldığı belirtilmektedir.
Evliya
Çelebi, Seyahatnamesinde Karaman'a gelişinden bahisle "Kirişçi Baba
Caminde Yunus Emre Hazretleri merkadi (mezarı) bulunmakladır. "Anın
Türkice tasavvufane ebyat-ı eş'arı, ilahiyatı meshur-i afak'tır."
diyerek Yunus Emre'nin türbesi, tekkesi ve zaviyesinden
bahsetmektedir.
Daha önce açıklandığı şekilde, Yunus'un yaşadığı döneme ait Konya
Salnamelerinde, Karaman'lı Yunus Emre'den defalarca
bahsedilmektedir.
Türbesiyle,
tekkesiyle, zaviyesiyle, köyüyle, satın aldığı topraklarıyla,
atasıyla kısacası herşeyiyle Yunus Emre Karaman'lıdır ve bu
topraklarda yatmaktadır. O'nun çağlara seslenen, ışık tutan sevgi,
hoşgörü ve barış dolu mısraları, Karaman Ovasından dalga dalga bütün
dünyaya yayılmaktadır.
GÖRÜŞLERİ VE SANATI
Yunus Emre, çeşitli görüşlerini, eserlerinde ortaya koymuştur.
Bilim, bilgi, gerçek, Allah, ölüm, aşk gibi konularda ki
düşüncelerini bir potada eritmiştir. Ermişler aşamasına ulaşmak ve
olgun insan olmak için çalışmış, sonunda da en yüksek manevi makama
ulaşmıştır.
Yunus'a göre
bilim bir amaç değil, araçtır. Çünkü bilimi kendilerine amaç
edinenler, kendilerini dünyanın merkezi sanırlar ve bu bilgileriyle
üstünlük taslarlar. Oysa Yunus'a göre, mutlak varlıktan başka varlık
yoktur ve bütün var olanlar Allah'ın (Mutlak Varlığın) çeşitli
görüntülerinden başka bir şey değildir. Kendisine tanıdığı varlık
ise sadece bir kurgudur. Gerçek varlığa ulaşma, bu kurgudan
kurtulmadır, varlıkta yok olmadır.
Yunus'un
öğütlediği töre, mistik ve gerçek hayatın zorunlu kıldığı çile ve
aşktır. İnsan, ateş, hava, su ve toprak olmak üzere dört öğeden
oluşur. Bu dört öğe, can ile birleşerek birlik ve yücelik kaynağı
olur.
Yunus, körü
körüne kaderci anlayışa karşı çıkar. Onda yaşamın coşkusu ve sevinci
görülür. Ona göre insan, sürekli bir değişim içindedir ve buna
yeniden doğma denilmektedir. Ölmek de bir bakıma yeniden doğmaktır.
Ölmek ve böylece sonsuzda yaşamak "mukadder" olduğuna göre, yaşadığı
sürece faydalı işler yapmak; eserler bırakmak gerekir. Ömür,
yeryüzünde yaşamak, bu amacın gerçekleştirilmesi için bir araçtır.
Yunus Emre,
milletimizin değerlerini, görüşlerini yansıtan büyük bir sanatçıdır.
O'nun deyişlerinde, geçmişteki kültürümüzün izleri görülür. Bunun
yanında, biçim, dil, söyleyiş ve ölçü bakımından da milli
sanatçımızdır. Mısralarında yalınlık, arılık, açıklık ve içtenlik
vardır. Hiç bir yapmacık öğe bulunmaz O'nun şiirlerinde. İçini
bütünüyle bize açar, anlaşılmaz birçok felsefe kavramını, çok açık
ve yalın bir dille, anlatıverir.
Yunus'ta halk
zevkine yakınlık ve derin bir lirizm görülür. Bu nedenle, halkın
içinde yüzyıllar boyunca yaşayagelmiştir. Bir bakıma, tekke
şiirinin, dinsel kökenli şiirin de kurucusu sayılabilir. Şiirlerine
koyduğu büyük öz nedeniyle, bütün tarikatlarca benimsenmiş,
insanlığı saran duygu ve düşünceleriyle, her anlayıştaki insanın en
yakın dostu, duygu arkadaşı olmuştur. Tarikatlarla ilgisi olmayanlar
da, Yunus'u bu özünden, içeriğinden dolayı sevmişlerdir.
Yunus'un şiirleri
incelendiğinde, mesajın, duru bir Türkçe olduğu görülür. Ama bazı
şiirlerinde İran, Hint ve Yunan mitolojilerinden gelen terimler, din
yoluyla giren bir çok yabancı kelimelere de rastlanır. Bu da,
Yunus'un yüksek kültür ve bilgi birikiminin bir göstergesidir.
Yabancı kelimelerle, ya da bazı terimlerle süslenen söyleyişlerinde
de doğaldır ve halka yakındır. Yabancı dil öğelerini, yerli yerinde
kullanmış olduğundan, yadırganmamıştır.
Söyleyiş bakımından,
halkın diline çok yakındır. Halk deyimlerinden yararlanırken; halkın
benzetmelerini kullanırken, hiç bir yadırgama görülmez şiirlerinde.
Yunus genellikle
hece ölçüsünü kullanmıştır. Zaman zaman da Aruz ölçüsünü kullandığı
görülür. Abdulbaki Gülpınarlı, O'nun şiirlerinin 66 tanesinin Aruzla
yazılmış olduğunu belirtmektedir.
Şiirlerinde kafiyeye fazla önem vermemiştir. Sözgelişi, "baldan",
"sözden", "dilden" sözcüklerini kafiye olarak kullanırken, O'nun
için "den" veya "dan" ekleri ve onun sağladığı ses armonisi, Yunus
için yeterlidir. Bu nedenle kafiye anlayışı, özgür bir temele
dayanmaktadır.
Şiirlerinde biçim bakımından ya dörtlüklerden oluşan, ya da mesnevi
düzenine uyan bir biçim görülür. Dörtlüklerden oluşan şiirleri daha
çok koşma türiindedir.
Acep şu yerde var m'ola şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı, gözü yaşlı şöyle garip bencileyin.
Yunus
Emre sözün gücünü, kudretini çok iyi kavramıştır. İyilik ve
kötülüğün sözden geldiğini, ifadesini doğru bulmayan sözün, nelere
yolaçabileceğini görmüştür. O'na göre söz, insanları dost da düşman
da eden bir araçtır. İnsanları kırmamak için, iyi ve tatlı sözler
söylenmesinden yanadır.
Mevlana gibi Yunus da insana önem verir. Din, tarikat, görünüşte
farklı olan yollardır. Hepsinin amacı iyi insan olmak ve insanlık
hedefine ulaşmaktır. Yunus aslında, her insanın bir hedefi olduğu
inancındadır. Doğduğunda da bazı yüce değerler taşır insan... yaşamı
boyunca toplum onu baskı altında tutar ve kendi istediği yöne
götürür. Bu baskıdan kurtulup özgür olmak, ancak "tarikat" ile olur.
Yunus
bilgilidir, usta bir sanatçıdır. Sözün değerini bilir, şiirin nasıl
söyleneceğini nağme gibi işler. Bir derviş olarak, insanlık
anlayışının en yüce noktasına erişmiştir. Bununla birlikte. dünyadan
kopmaz. Dünya, güzellikleri, dağları ve ovaları, bitki ve
hayvanlarıyla O'nu hep çekmiştir. Yunus'un şiir ve ilahilerini içine
alan iki eser, bizlere ulaşabilmiştir. Bunlar Yunus Divanı ve
Risalet-ün Nushiyye adlı eserlerdir.
Yunus bütün
şiirlerini "meleklerde bilmez ola" dediği, insan üstü, şairler üstü
bir perdeden söylemiştir, deha perdesinden seslenmiştir. Her şeyi
ancak Yunus'un söyleyebileceği kudretle söylemiştir. Onun için ister
Tarikat'tan, Şeritten veya Hakikatten dem vursun; ister Allah'ı,
doğayı, güzelliği veya insanlığı anlatsın; O, şiirlerin hepsinde
Yunus'tur. Türk sofilerinden hiç kimse, O'nun söyleyiş makamına
çıkamamıştır
YUNUS EMRE'NİN YAŞADIĞI YER
Yunus Emre'nin ait
olduğu İsmail Hacı Cemaatının yerleşim yeri Karaman'ın 25 km.
doğusunda bulunmaktadır. Yunus Emre'nin satın aldığı Yirce
isimli otlak da bu haritanın üst kısmında görülmektedir

KAYNAK : 1518 (Hicri 924) tarihli Yavuz Sultan
Selim'in "İlyazıcı Defteri", İstanbul, Başbakanlık Arşivi, Konya
Defteri, No.871, (Yeni 63), Sahife 236

Yunus Emre'nin Karaman'da yaşadığını ve sahip
olduğu mal varlığını gösteren Yavuz S. Selim Defterindeki kayıt.
YUNUS EMRE'NİN YAŞAM FELSEFESİ
Yunus Emre, insanları doğru yola çağıran bir derviş, gerçeğin ardı
sıra dolaşan bir mistiktir. Bu gerçek, varlığın birliği ve herşeyin
Allah'dan oluşudur. Kainatta var olan herşey, bu görüntü yokken de
vardı.
"Ete kemiğe büründüm
Yunus diye göründüm"
mısralarında anlatmak istediği, bu ilahi gerçektir.
Allah'a kulluk etmenin asıl amacı, O'na doğduğu gibi tertemiz
ulaşmaktır. Bu da gönülleri kırmamakla onları onarmakla mümkün
olabilir. İnsana gösterilen saygı ve sevgi bir bakıma Allah'a
gösterilmiş demektir.
"Nazar eyle itiri,
Bazar eyle götürü,
Yaradılanı hoş gör,
Yaradandan ötürü"
mısraları, bu konudaki düşüncelerini, ne de güzel ifade etmektedir.
Gönül kırmamak,
hiçbir canlıyı incilmernck, gönül almak, büyüklük taslamamak
hoşgörülü olmak, bilgili olmak, O'nun üzerinde durduğu başlıca
konulardır. Herkes ayıbını ve kötülüğünü görebilmeli ve bunları
düzeltmek için çaba göstermelidir.
"Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil"
Yunus, Allah'a dost olma
felsefesini benimsemiştir. Bu felsefe, belli kuralları olan bir
insanlık disiplinidir. Bu felsefede, kötü düşüncelerden arınmak,
ölüm korkusunu yenip, Allah ve insanlık yolunda çaba göstermek
gerekir. Elde teşbih, dilde dua, herseyden elini ayağını çekmiş
insanlara yakıştırılan dervişlik, sonraları ortaya çıkan bir
sapmadır. Nitekim Yunus, bu softalara şiddetle karşı çıkmış ve
şiirlerinde bunları sürekli yermiştir.
"Dervişlik dedikleri,
Hırka ile taç değil
Gönlünü derviş eden
Hırkaya muhtaç değil"
Çeşmelerden bardağın
Doldurmadan kor isen,
Bin yıl dahi beklesen
Kendi dolası değil"
diyerek bağnazlığı ve körü körüne kaderciliği, gerçek din
düşüncesiyle bağdaştırmamıştır.
Anadolu'nun karışık
dönemlerinde Horasan'dan birçok bilim adamı Anadolu'ya gelmiş ve bu
karışık döneme, bir güneş gibi doğmuşlardır. Bunlardan biri de önce
Karaman'da yaşayan daha sonra Konya'ya göç edip Mevleviliği kuran
Mevlana'dır. Yunus, çağdaşı olan Mevlana'yı şiirlerinde sık sık
anmıştır:
Mevlana Hüdavendigar bize nazar kıldı
Anun görkü nazan gönlümüz aynasıdur.
Yunus Emre, sanıldığı
gibi okuma-yazması olmayan cahil bir kişi değildir. Eldeki
belgelerin incelenmesi sonucunda, şeyh soyundan olduğu, kendisinin
de bilgili, mal mülk sahibi aile içinde yetiştiği, aynı zamanda
Karamanoğulları sarayında hatırı sayılır bir kişi olduğu, Toroslarda
yaşayan Türkmenlerin. O'nu "Şeyh" olarak kabul ettikleri
anlaşılmaktadır. Karaman Tarihi'ni yazan Şikari de, O'ndan şeyh
olarak söz etmektedir
|